Benzemez kimse sana

Sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına devam edebilmek için kaynak yaratmaya ihtiyacı var. Bunun için de sürekli yeni yollar deniyorlar. Oyuna ilk girenler özel gün ürünleri oldu sanırım. Ardından sertifika bağışlarına kardeş gelen özel gün sertifikaları oldu; Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü… Ama bunların dışında daha “sportif” kaynak yaratma yöntemleri de gelişiyordu: Yardımseverlik Koşusu! Adım Adım…

Kurumun tonu içerik tipleri ile düet yaparsa

“Kuruluş sadece bir kuruluş olarak mı kalacak yoksa bir kişiliğe sahip olup o şekilde mi kitlesi ile iletişime geçecek? Takipçileri ile konuşurken kendisinden “Biz” diye mi bahsedecek yoksa üçüncü tekil şahıs mı?” Bir sosyal medya yazılımı olan Sprout Social, yılın ikinci çeyreğine dair “The Sprout Social Index”i yayınladı. 17-24 Nisan arasında online 1003 katılımcı ile bu araştırmayı…

Savunuculuğun gizlilik ayarları

STK’ların dikkatine: Hem “sivil bir baskı” yaratmak hem de çevrenizi bilgilendirmek için Twitter, Facebook ve hatta Instagram gizlilik ayarlarınızı bir daha gözden geçirin. Bir sivil toplum kuruluşu her ne yaparsa yapsın amacı daha büyük bir kitleye ulaşmaktır. Konu daha fazla bağış toplamak, etkinliğine daha fazla insanın gelmesi, kampanyasından daha fazla insanın haberdar olması ve benzeri…

Görselliğin baş döndüren gücü

“Görseller için metin yazılırken ufak bir sorun yaşıyoruz; alt satır. O alt satıra ne zaman geçilmesi gerektiği konusunda akıllar biraz karışık.“* Sivil toplum kuruluşları mesajlarını kitlelere ulaştırırken görselliğin gücünü kullanmak ister, oldukça da haklıdır. Buna bir de son kullanıcı olarak adlandırılan ve o bahsedilen sanki günün sonunda biz değilmiş gibi üzerine konuştuğumuz kitlenin tembelliğini de…

Hakkım, hakkın, hakkı, hakkımız, haklarınız, hakları var mı ki?

Önce herkesin aynı masada oturduğundan emin olalım, “Hak: Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç”. Her bireyin hakları olduğu gibi kendine hak gördüğü şeyler de mevcut. Zaten bütün gürültü buradan çıkıyor. 2013 yılının sonundan bu yana çeşitli illerde ve çeşitli üniversitelerde hak haberciliği, yani insan hakları odaklı habercilik üzerine atölye çalışması yapıyorum. Atölye sırasında…

Basına ve kamuoyuna – ‘Mirketler kapıda beklesin’

İdeal düzenlerde medya, yasama-yürütme-yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvet olarak anılır. Buna beşinci kuvvet olarak internet/internet medyasını da ekleyebiliriz artık. Bu bilgi cepte ilerlersek, faaliyet gösteren her kurumun bir şekilde basında kendine yer bulmaya çalışma refleksi daha da anlaşılır oluyor. İnsanlara ulaşmak istiyorsunuz. İnsanlar gazete okur, televizyon izler, internette dolaşır. Bütün yollar Roma’ya çıkıyor. Sivil toplum…

Bir Yılı Geride “Güzel” Bırakmak

05Yaptığınız her şeye bir güzellik katmak sizin elinizdeyse yılbaşı hediyelerinizi seçerken birden fazla insanı mutlu etmek de sizin elinizde Kimilerinin enseyi kararttığı, kimilerinin yurt dışına yerleştiği, yerleşmese de hayal ettiği, kimilerinin inadına yaşadığı ve etrafında ne kadar güzellik/iyilik varsa yaşatmaya çalıştığı bir yıl geride kalıyor. Bu yılın son kertesini biraz daha güzelleştirmek sanırım elimizde. Sivil…

Eksik Eşik

Bizim evin eşiği yok. Bizim ev derken de sanırım önce doğası sürekli değişen “Biz”in ne olduğunu anlatmam gerek. Burada bahsi geçen “biz” eşimden ve benden oluşuyor. Şu kısa ömrü hayatımda var olmuş nice “biz”lerden biri; ailem. Ama kökeni aslında daha önce “Biz” olarak varlık gösterdiğim başka bir gruba ait; annem babam ve benden oluşan ailem….

Soğan doğradığın çıplak eller

Koşar adım gitti, çünkü söylenenin aksine yürüyerek sakin sakin dönmek istiyordu. Eve dönüp yastıkları dişlemek yerine sinirlerine hakim olmak istiyordu. ‘Gerek var mı?’ sorusunun tüm olumsuz cevaplarında özne olarak yer alan tek bir insan vardı hayatında, o da onunla buluşmaya gidiyordu; Gökhan’la. Küçükken izlediğimiz Beverly Hills çizgi filmidenki şoför gibi ayırdığı saçlarıyla 10 metre öteden…

Güle güle Amargi

Direktörüm  Murat’ın (Çekiç) gelip de “Sen İlknur’a yaz, o sana bütün bilgileri gönderir” demesi daha dün gibi aklımda, hatta daha ben yazmadan İlknur’dan gelen o e-posta da. Amargi Dergi’ye destek için her yıl, sanırım iki ya da üç kere ilan veriyorduk. 23 Ağustos 2012’de “İlknur hanım merhaba” ile başlayan bir e-posta göndermişim. Daha sonra 5…