Hakkım, hakkın, hakkı, hakkımız, haklarınız, hakları var mı ki?

Önce herkesin aynı masada oturduğundan emin olalım, “Hak: Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç”. Her bireyin hakları olduğu gibi kendine hak gördüğü şeyler de mevcut. Zaten bütün gürültü buradan çıkıyor. 2013 yılının sonundan bu yana çeşitli illerde ve çeşitli üniversitelerde hak haberciliği, yani insan hakları odaklı habercilik üzerine atölye çalışması yapıyorum. Atölye sırasında…

Basına ve kamuoyuna – ‘Mirketler kapıda beklesin’

İdeal düzenlerde medya, yasama-yürütme-yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvet olarak anılır. Buna beşinci kuvvet olarak internet/internet medyasını da ekleyebiliriz artık. Bu bilgi cepte ilerlersek, faaliyet gösteren her kurumun bir şekilde basında kendine yer bulmaya çalışma refleksi daha da anlaşılır oluyor. İnsanlara ulaşmak istiyorsunuz. İnsanlar gazete okur, televizyon izler, internette dolaşır. Bütün yollar Roma’ya çıkıyor. Sivil toplum…

Bir Yılı Geride “Güzel” Bırakmak

05Yaptığınız her şeye bir güzellik katmak sizin elinizdeyse yılbaşı hediyelerinizi seçerken birden fazla insanı mutlu etmek de sizin elinizde Kimilerinin enseyi kararttığı, kimilerinin yurt dışına yerleştiği, yerleşmese de hayal ettiği, kimilerinin inadına yaşadığı ve etrafında ne kadar güzellik/iyilik varsa yaşatmaya çalıştığı bir yıl geride kalıyor. Bu yılın son kertesini biraz daha güzelleştirmek sanırım elimizde. Sivil…

Eksik Eşik

Bizim evin eşiği yok. Bizim ev derken de sanırım önce doğası sürekli değişen “Biz”in ne olduğunu anlatmam gerek. Burada bahsi geçen “biz” eşimden ve benden oluşuyor. Şu kısa ömrü hayatımda var olmuş nice “biz”lerden biri; ailem. Ama kökeni aslında daha önce “Biz” olarak varlık gösterdiğim başka bir gruba ait; annem babam ve benden oluşan ailem….

Soğan doğradığın çıplak eller

Koşar adım gitti, çünkü söylenenin aksine yürüyerek sakin sakin dönmek istiyordu. Eve dönüp yastıkları dişlemek yerine sinirlerine hakim olmak istiyordu. ‘Gerek var mı?’ sorusunun tüm olumsuz cevaplarında özne olarak yer alan tek bir insan vardı hayatında, o da onunla buluşmaya gidiyordu; Gökhan’la. Küçükken izlediğimiz Beverly Hills çizgi filmidenki şoför gibi ayırdığı saçlarıyla 10 metre öteden…

Güle güle Amargi

Direktörüm  Murat’ın (Çekiç) gelip de “Sen İlknur’a yaz, o sana bütün bilgileri gönderir” demesi daha dün gibi aklımda, hatta daha ben yazmadan İlknur’dan gelen o e-posta da. Amargi Dergi’ye destek için her yıl, sanırım iki ya da üç kere ilan veriyorduk. 23 Ağustos 2012’de “İlknur hanım merhaba” ile başlayan bir e-posta göndermişim. Daha sonra 5…

Ne münasebet canım?!

Aile demek kan bağı demekse, ailemden sadece dedem ve anneannemi kaybettim. Ama aile dediğimiz şey benim için biraz daha farklı, işte bu yüzden ben bir de Gülçin ablamı kaybettim. Müvekkillerinin ve çalışma arkadaşlarının hayran olduğu bir avukat düşünün. Bir de üniversiteye yeni başlamış bir genç kız düşünün. İşte bu ikili bir Eskişehir treninde 2002 yılında…

Saat dört değil ama yoksun

Okurken eşlik etmesi için: Geç kalmıştın, ki bu şaşılası bir şey değildi. Ben de rakıyı sipariş etmiştim ama çay içiyordum. Anlayacağın değişen bir şey yoktu. Birbirimizi en son üç yıl önce Semih’in evinde görmüştük. Çalışma odasındaydık, ben sandalyede oturuyordum, sen de masaya yaslanmıştın, yine heyecanlıydın, yine elini kolunu sallayarak bir şeyler anlatıyordun. Ne anlattığını hatırlamıyorum…

Sizin avukatınız, benim Gülçin ablam

“‘Kolunu kes, ver bana mı’ diyeceğim, insanları tanımak için? Neden marj bırakıp, bekleyeyim?” Gülçin Çaylıgil Kahraman ne demek diye tdk[i]‘ya sorduğumda karşıma önce savaşları ve tehlikeli durumları çıkardı. Ardından “Bir olayda önemli yeri olan kimse” dedi. Benim hayatımda önemli yeri olan kadın ise Gülçin abla ve ona “kimse” deyip geçemem. Hiç tanımayanlar için Gülçin Çaylıgil…

Asla masanın ortasına değil…

Kadın bazı günler alelade bir insan olmanın hafifliğiyle uyanıyordu, bazı günler ise alelade bir insan olmanın ağırlığıyla. Bir gün bir adamla tanıştı. Aslında hikayeyi şöyle anlatmak daha faydalı; bir gün bir adam ve kadın restorana gider. Adam menüye bakar ve bir yemek sipariş eder. Yemek gelir. Adam çatalını alır, yemeğin bir orasını, bir burasını didikler….