Pelikülde 12 Eylül

Dergiyi buraya kadar okuduysanız 12 Eylül’e dair öğrenmek istediğiniz ya da merak ettiğiniz birçok şeyi öğrenmişsiniz demektir. Ben 12 Eylül’e sinema seyircisi koltuğundan bakacağım. Darbe aynı zamanda sinemaya da gelmişti ama ilerleyen yıllarda Türk sineması bunun olumlu meyveleri ile karşılaştı.

Yönetmenleri film yapmaya iten duygu genel olarak bir dertleri olmasıdır. Ya diğer insanların dikkatini çekmek istediği bir şey vardır ya da sadece kendisi ile ilgili paylaşmak istediği bir şey vardır. Bazen de bir toplumun ortak bilincini oluşturmuş göz ardı edilemeyecek olayları kendi üslubu ile anlatmak ister yönetmen. Her şekilde eğer bir belgesel izlemiyorsak –ki belgesellerde de bir bakış açısı mevcuttur- bize sunulan en nihayetinde bir bakış açısıdır. Toplumsal bilincin derinlerine inersek Türkiye’de yaşayanların ya konuşmayı pek sevmediği ya da o dönemde yaşadıklarından ötürü – tabir biraz ağır kaçsa da- “korkulan” bir dönem vardır; 12 Eylül dönemi. Günümüz gençliği bu dönemi yaşamamış olsa bile kendisine –öyle ya da böyle- kılavuzluk edebilecek materyaller mevcut. Bunların içinde tüketimi en kolay olanı da hepimizin bildiği üzere sinemadır.

eve-donus-1Geçtiğimiz ay gösterime giren Ömer Uğur’un “Eve Dönüş” adlı filmi, 12 Eylül ile ilgili çekilmiş bir film. Türk sinema tarihinde kendisinden önce çekilmiş birçok filmden farkı bana kalırsa bu sefer karşımızda ateşli sloganlar atan, düzende bir şeylerin ters gittiğini düşünen veyahut geceleri duvarlara yazı yazan insanlardan ziyade kendi halinde yaşayan bir insan. Hatta filmde bulduğu her fırsatta bu işlerle alakası olmadığını belirten ve alakası olan insanlara dair de pek sempati beslemeyen bir karakter ile karşılaşıyoruz. Bana kalırsa bu film 12 Eylül’ün sadece ilgililerin değil aynı zamanda ilgisiz olanların da nasıl başını yaktığını anlatmak isteyen bir film. Sinemasal zevk açısından ne kadar doyurucu olduğu ise başka bir tartışma konusu ama en azından seyircinin herhangi bir 12 Eylül filmi ile kendini bağdaştırmak için o dönemi çok aktif geçirmesi gerekmediği savını destekliyor.

Peki ya öncesi? Ömer Uğur bu filmi çekmeden önce de birçok 12 Eylül filmi görmüştük. “12 Eylül Filmi” denildiği zaman ne anlıyorduk peki? Gördüğümüz görüntüler bire bir 12 Eylül ile mi bağdaşmalıydı? Çatışma sahneleri, işkence sahneleri? Ya da 12 Eylül döneminde geçen bir hikâye ve bunun psikolojik yansımaları mıydı? Ben şahsen ikisini de bu kategoriye koyuyorum. Bir olayı sadece kendi varlığı ile ele almaktan ziyade yansımalarını da dâhil ederek daha güçlü bir anlatıma sahip olmak mümkündü ve hatta şiddet unsurlarını göstermeden ama seyirciyi bir şekilde bundan haberdar ederek olayları anlatmak da aynı etkiyi sağlayabilirdi.

Son dönem filmlerden Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum” filmini ele alırsak eğer önce 12 Eylül’ün sabahında doğum yapan bir anneyi ve daha sonra çocuğun büyümüş, 5 – 6 yaşına gelmiş halini görüyorduk. İlerlemeden önce belirtmek isterim ki Çağan Irmak her seferinde filminin bir 12 Eylül filmi olmadığın belirtiyordu. İnsanlar kendilerine sunulan materyalleri nasıl görmek isterlerse öyle yorumlarlar ve ben ise, yönetmenin aksini söylemesine rağmen seyircilerin bu filmi bir 12 Eylül filmi olarak adlandırmasını da edinilmiş toplumsal bilince bağlıyorum. Filme dönecek olursak eğer arada geçen yılları görmüyoruz, 12 Eylül’e dair işkenceler, çatışmalar kadrajın dışında kalıyor, filmin başında işkenceye dair sahneler görüyoruz ama 12 Eylül travmasının etkileri bu kadraj dışı görüntüler kadar etkili oluyor seyirci üzerinde, ya da olmuyor. Bu noktaya devreye sinemasal zevk giriyor.

Daha da geriye gidip Beyazperde adlı sinema dergisinin “12 Eylül Filmleri” dosyasını kılavuz alarak devam edersek karşımıza biraz daha değişik bir tablo çıkar. Aslında değişikten ziyade farklı görüşler demek daha doğru olur. Bu dosyanın ne zaman hazırlandığından emin değilim ama içindeki filmler bununla ilgili bir fikir verebilir sanırım. Bu dosya ekine giriş yazısı yazanlardan birisi olan Murat Belge dönemin filmlerinin 12 Eylül’ün izlerini taşıdığı konusunda hemfikirdi ama yine de henüz 12 Eylül filmi çekilmediğini düşünüyordu. Belki hala bir 12 Eylül filmi çekilmemiştir, 12 Eylül filminin kriterinin ne olduğuna dair hem fikir olamayacak bir yapıya sahip olduğumuz da göz ardı edilmemeli. Yaşanmış ama üzerine konuşmanın bu kadar tabu olduğu bir konu hakkındaki bu kadar az bilginin aydınlatıcı olması da beklenemezdi sanırım.

Erden Kıral’ın “Av Zamanı”, Tunç Başaran’ın “Uçurtmayı Vurmasınlar”, Yavuz Özkan’ın “Yağmur Kaçakları”, Mesut Uçakan’ın “Öç”, Sinan Çetin’in “Prenses”, Mehmed Ün’ün “Bütün Kapılar Kapalıydı”, Zülfü Livaneli’nin “Sis”, Ali Özgentürk’ün “Su Da Yanar”, Melih Gülgen’in “Kimlik” ve Ziya Öztan’ın “Baharın Bittiği Yer” adlı filmleri bu dosyanın yer verdiği filmler. Bunların Zeki Ökten’in “Ses” ve Ümit Efekan’ın “Darbe” adlı filmlerinin de adı geçmekte. Yönetmenlere kendi filmlerinin 12 Eylül ile ilişkileri sorulmuş. Mesela Ali Özgentürk “… Su da Yanar’a gelince: Bana kalırsa bu filmin 12 Eylül’den çok, 14 Temmuz Fransız Devrimi’yle ilgisi vardır (hadi şimdi biraz düşünün). Kısacası, Türkiye gibi bir ülkede ben kendi 8½’umu çektim. Anlasalar da, anlamasalar da…” şeklinde cevap vermiş. Bunun yanında “Kimlik” filminin yönetmeni Melih Ülgen’in anlattıkları ise şöyle; “Kimlik, yapımcısı olmasına karşın Mahmut Tezcan’ın muhalefeti yüzünden hak ettiği yere gelemedi. Mahmut Tezcan sete gelip “Komünist film çekmeyin” diye baskı yapıyordu. Başka bir yapımcı olsaydı “Kimlik” bugün bilinen, üzerinde konuşulan bir film olurdu.”

Bu filmlerin dışında aklımıza ilk gelen filmler “Bir Sonbahar Hikâyesi”, “Bekle Dedim Gölgeye”, “Eylül Fırtınası” oluyor. Filmlerin başkahramanları da değişiklik gösteriyordu. Mesela “Bir Sonbahar Hikâyesi” adlı filmde Zuhal Olcay olan bitene dayanamayan bir öğretim görevlisini canlandırırken, “Bekle Dedim Gölgeye” filminde ise düzeni değiştirmeye çalışan insanlarla karşılaşmaktayız.

Genel olarak bir huzursuzluk içeren bu filmlerin hepsine baktığımız zaman gerçeği ne kadar yansıttığına mı yoksa seyirciye verdikleri sinemasal doyuma mı bakmamız gerektiği konusunda hala değişik fikirler mevcut. Bir 12 Eylül filmi sinemasal açıdan çok başarılı ama gerçeklik açısından sınıfta kalabilir mi? Bence kalabilir, ama bu yine de onun değerinden bir şey azaltmaz. Bütün bu savı çürüten bir tek şey vardır ki bana kalırsa o da “belgesel” türü adı altında çekilen filmler, materyaller. O zaman filmi masaya yatırıp bir gerçeklik tartışması yapabiliriz. Her filmde dönemi yansıtma konusunda, yönetmen kendi gözünden olan biteni yansıtmaktadır bu da bir filmi diğerinden farklı kılan öğedir.

İlerleyen zamanlarda daha başka 12 Eylül filmleri çekilir mi bilmiyorum, en son izlediğimiz “Eve Dönüş”ün senaryosunun bundan dokuz yıl önce yazıldığını okumuştum, ondan daha yakın geleceğe baktığımızda “Babam Ve Oğlum” ile karşılaşıyoruz. 12 Eylül ile ilgili olarak bilinçler soğumaya mı bırakılacağını yoksa konu ile ilgili başka bir filmin çekilip mi çekilmeyeceğini zaman gösterecek.

Bu yazı Güncel Hukuk dergisinin Ocak 2007 sayısında yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın