Sarkozy onlar için sadece bir afiş güzeli

on

Fransa beş değer üzerine kurulmuştur: Liberté – Egalité – Fraternité – Laïcité – Démocratie. Fakat görünen o ki bu beş değer bu aralar derinden sarsılıyor. Örgütlenmeyi başaran yegane ülkelerden biri olan Fransa bu sarsıntıya başkaldırarak 27 Mart 2010’da sokaklara dökülecek. Çünkü Fransa’da bir grup rahatsız halk 27 Mart’ı “No Sarkozy Day” ilan etti. Bastille Meydanı ve dünyadaki Fransız konsolosluklarının önü o gün Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye “hayır” diyen insanlarla dolacak. Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım ağlarını kendine araç olarak kullanan bu insanların sayısı Facebook’ta şimdiden 375 bine dayandı. Zaten İran’da Mahmud Ahmedinejad’ın yeniden seçilmesinin ardından yaşanan olaylarda Twitter rüştünü ispatlamıştı.

Yeri gelmişken World Press Photo’nun bu yıl birinci seçilen fotoğrafını es geçmeyin derim. Ahmedinejad’a karşı yürütülen protestoların gücüne dair çok başarılı bir kare.

Konumuza dönmek gerekirse etrafta bu kadar çok liderini istemeyen ülke varken bazılarının halkı harekete geçiyor, bazıları pasif kalıyor. Herkesin kendine göre haklı nedenleri vardır; bir ülkeyi halkı, değerleri, rejimi ve içsel yapısı ile tanımadan halkına korkak yaftası yapıştırmak kimsenin harcı değildir, naçizane, olmamalıdır. Bir de böyle bir durumda meydanlara inmeyip kendi meydanını ve medyasını yaratanlara bakmak lazım. Blog C’politic de bunlardan biri. Başta Sarkozy olmak üzere Fransa’nın önde gelen bütün siyasi figürleri bu blogda bir film kahramanına dönüşüyor ya da posterleri süslüyor.

Futuristika olarak Blog Cpolitic ile siyasetçilere attığı taşları ve ne kadarının geri sektiğini konuştuk:

4913079258_e40fe4d811_oFuturistika: Kendi isimlerinizi mi kullanıyorsunuz yoksa takma adlarla mı yazıyorsunuz? Bu blogda kaç kişi çalışıyorsunuz?

Blog Cpolitic: Paranoyaklık yapmadan, bizim insanlarımız da kendisini ifade konusunda daha özgür değil. Anonim bir takma adın göreceliliği kötü niyetli birisinden korunmanızı sağlıyor. Aynı şekilde, böyle bir blogla, ülkemdeki ototritelere karşı ihtiyatlı olmak da bir seçenek. Fransızca’da bir deyiş vardır: “Önlem almak çare bulmaktan iyidir”. Bu blogu sadece bir kişi hazırlıyor. Bu aslında daha çok, Fransa’da katlanan eşitsizlikler karşısında gelişen hayati bir ihtiyaca duyulan tutku olduğu için “çalışmak” kelimesi biraz ağır kaçabilir. Takma ad kullanmak daha çok yardım almanızı sağlıyor.

Neden İngilizce bir versiyonunuz yok? Alınmayın ama dünyanın çoğu Fransızların Fransızca’dan başka bir dili konuşmayı tercih etmeyeceğini düşünüyor. Bu durumun bununla bir ilgisi var mı yoksa sadece tembellik mi?

Alınmadım. Açıkçası başka bir dilde yazmak çok zaman kaybettiriyor. Tembellikten değil, Shakespeare’in diline ya da potansiyel okuyucularıma saygı ile de ilgisi yok. Ben burada kendimi riske atmamayı tercih ediyorum. Her şey bir kenara, en çok okunan yazıların bir İngilizce versiyonunu hazırlamayı tasarlıyoruz. Hatta sizin sorunuz beni bunu yapma konusunda daha da istekli hale getirdi.

4912849458_958c05eb41_z

Hükümete ve göz önündeki figürlere karşı çok sert eleştiriler yapıyorsunuz. Hiç sansüre uğradınız mı ya da uyarı aldınız mı?

Tek gerçek uyarı dolaylı yoldan yapıldı. O da “The Fall” adlı bir Alman filminde Hitler’in yerine aşırı sağcı JM Le Pen’in fotoğrafını koymam üzerine gerçekleşti. Onun siyasi partisinin bir fanatiği, benim görsellerimi kullanan bir sitenin yönetcisine ulaşarak, onları dava açmakla tehdit etmiş. Tabii ki bütün bunlar bir blöftü ama o sitede çalışan bir gazeteci fikrimi almak için benimle bağlantıya geçti. Başından beri görseli sitesinde tutmak istiyordu ve böylece internetteki ifade özgürlüğü tartışmaları da taçlandırılmış oldu.

Gündelik hayatta ne yapıyorsunuz? Bu kolajları sadece gazete ve köşe yazılarını okuyarak mı yapıyorsun yoksa sen de bir dergi veya gazetede mi çalışıyorsun?

Gerçek hayatta yaptığım işi göz önünde bulundurarak şunu söyleyebilirim; hiçbir siyasi parti ya da sendika ile bağlantım yok. Ben sadece tamamen bağımsız bir Tüketiciler Derneği’nin üyesiyim. Posterlere rağmen ben grafik uzmanı değilim. Ama yeni teknolojilere yabancı olmadığımı söyleyebiliriz. Görseller ise tesadüflerin meyveleri. Bir posteri beğeniyorum, o sıra gündemde olan biri ya da bir skandalı da alıyorum. Daha önce gördüğüm ya da görmediğim bir filmin posterinin internetten olası en iyi kalitedeki halini indiriyorum ve hedef; o figürün karikatürize edilmesi. Böylece bu figürlerin farklı profillerle hazırlanmış posterlerinden geniş bir havuzum oluştu. İyi fikir bulduktan sonra (bir durumun eğlenceli, agresif bir hali) anahtar hedef, suratın iyi bir porfilini bulmak. Çünkü bir saat harcarım ama bazen bir şey olmaz. Eğer profil güzel değilse ya da gölgeler orijinali ile tutmazsa son hali başarılı olmaz.

4912476043_1266792b38_o

Çok fazla ziyaretçiniz var. Geçen Ocak ayında 27.149 kişi, Nisan ayında ise 46.400 kişi sitenizi ziyaret etmiş. Bu sizce kaç yazı girdiğinizle mi yoksa ülkede süregelen siyasi durumlarla mı ilgili?

Ziyaretçi sayısı kullandığım araç ile oldukça ilgili. Ocak ile Nisan arasındaki gelişim de aynı aracı kullandığım için oldukça gerçekçi bir rakam. Ziyaretçi sayısındaki fark ise sitenin gittikçe daha fazla tanınıyor olmasından kaynaklanıyor. Bu değişiklik ve diğer bloglardaki aktivitelerimle de ilgili. Çünkü Fransızcası “blogosphère” olan bloglar dünyası böyle çalışıyor. Başkalarına ne kadar yorum yazarsanız kendi işinizi de o kadar tanıtıyorsunuz. Açık fikirli bir teşvik edicilik. Sık sık ziyaret edilmesine gelince, bunun sebebi insanların memnuniyetsizliği olabilir. Çünkü ülkede yaşanan olaylarla ilgili gerçekten tepki verilmeye başlanıyor. Eski başbakanımız açıkça Fransa’nın potansiyel olarak devrimsel bir havada olduğunu dile getirdi. Şimdiki liderimiz bir dava ile ona karşı şavaşıyor, haliyle oldukça çelişkili bir durum ama gerçek. Dahası bir skandal, kötü sonuçlanan ve bir ayaklanmaya sebep olabilecek bir gösterinin yaşanması. Çünkü ekonomik kriz siyasi bir “hürriyeti yıkma çalışması” yapılmasının tek sebebi, ekonomilere (eğitim, sosyal güvenlik) karşı da adaletsiz ve kamu hizmetine karşı da yıkıcı. En iyi haliyle 2010’da kamu açığımız 2007’deki halinin üç katına çıkacak, yani 140 milyar Avro olacak! Ülkemizden sorumlu küçük bir Bush’umuz var. Bu yorumlarıma rağmen, blogum ve ben apolitiğiz.

Fransız medyası sizle ilgileniyor mu?

Arada sırada görsellerim “Friday” adlı bir ulusal gazetede yayımlanıyor. Gazete, Fransa’dan ya da yurt dışındaki bloglardan en iyi illüstrasyonları ve yazıları alıyor. Genelde hiciv yapan ya da “Technikart” gibi kültürel medyalar benim işlerimle ilgileniyor.

Bir cevap yazın