Tencere tava müziğe girerse

Gürültüyü müziğin içinde kullanarak doğaçlama melodiler oluşturan d2gg çalışmalarına her türlü sesi katabiliyor

Daire 2: General Gramofon’un, adından mütevellit farklı bir müzik anlayışları var. Daha doğrusu farklı bir müzik yapma alışkanlıkları var, çünkü onlar müziği gerçekten oluşturuyorlar. d2gg başka isimler altında müzik çalışmaları yapmış olan Gökhan Goralı ve Gökhan Deneç’in 2006’da son şeklini verdikleri bir proje. Bu akşam Peyote’de sahne alacak olarn d2gg, 2003’te Güven Çatak’ın yönettiği K’nın Dosyası adlı kısa filmin müziklerini yapmanın yanı sıra 2004 Einstürzende Neubauten İstanbul konserinin açılış performansını gerçekleştirdi. Grupla konser öncesinde konuştuk…

Doğaçlamanın ruhuna inanan d2gg nerelerden besleniyor? Kendi seslerini oluşturmak için hangi sesleri kullanıyor?

Doğaçlamayı bir yordam olarak içselleştirmişiz, ruhuna inanmaktan ziyade, o ruha tanık olmuşuz, anlamını, oldurabileceklerini gördükten, tadını bir kere aldıktan sonra, su yolunu bulur misali izlek olmuş bize.

Kokunun öyle bir gücü vardır hani, bir koku gelir burnumuza, alır bizi zaman içinde belirli bir ana, ortama gönderir, hatıraları canlandırır. Biz de seste bunun peşindeyiz. Çocukluktan bu yana yaşadığımız mahallelerde, geçtiğimiz sokaklarda, tanıdığımız insanlarda, bazı sahneler ile bazı seslerin örtüştüğünü öngörüyoruz. Bu bağlamda karşılaştığımız her ses, kendi kavramsallığı içinde bizi besliyor, her fikir kendi sesini çağrıştırıyor.

Ses dünyamızı oluştururken kaygıdan uzak, elimizde imkân dâhilinde o an ne varsa ondan yola çıkıyoruz. Amaç ses olduğu için, ses çıkaran her şey araç oluyor bizde. O an için bir klasik gitar da olabilir, az önce yemek yaptığımız tencere kapağı da, eski bir radyo da.

Peki, kullandığınız müzik aletleri ve diğer ekipmanlar neler?

Yola çıktığımız yer, mutfağımız, ev çalışmaları ve ev kayıtları. Fikirler, fikirleri oluşturabilecek alt fikircikler, bu ortamdan çıkıyor ve birikiyor zamanla. Evde elimize geçen her şeyi kullanıyoruz. Ama öncelikle saymamız gereken şey, radyo. Radyo hissi, yalnızlığı, beklentiyi, sürprizlere açık olmayı, ulaşabilir ama ulaşılamaz olmayı anlatıyor bizde. Bir çıkış noktası, dünyaya açılma aygıtı bir yandan. Radyonun içinden ulaştığımız o muhteşem kafa karışıklığı, anlamlı ve anlamsız gelen sesler, gürültüler, diller, müzikler bizim için ilham verici. Bazen çok net çeker o istasyonu, bazen de bir türlü netleşmez, anlaşılmaz bir hal alır. Bir de dijital dünyanın getirdikleri/götürdükleri tabii, bilgisayarlarla iç içeyiz, davranışları, kolaylıkları, sorunları ile birlikte yaşıyoruz, birbirimize girişmiş şekildeyiz adeta.

Yaratma süreciniz nasıl işliyor peki? Sesleri kaydedip hemen işliyor musunuz yoksa bazı kayıtların uzun süre yattığı oluyor mu?

Sesleri oluşturmaktan kayda düşesiye kadar birçok şey doğaçlama mecrada ilerliyor. Önce kullanacağımız sesleri kaydediyoruz. Sonra bu kayıtları alıp evirip çeviriyoruz, başkalaşıma sokuyoruz. Yani üretimdeki çekirdek kısım bilgisayar karşısında geçen zamanda oluşuyor.

Ortam sesleri var bir de, hemen önümüzde, arkamızda var olanlar. Bazen müziklerimize başkaları eşlik ediyor, biz bile farkında olmuyoruz. Evde gitar kaydı yaparken dışarıda oynayan çocukların sesi kayda giriyor ve bunu çok sonra keşfediyoruz mesela. Ya da konserde seyircinin içine, sokağa mikrofon gizliyoruz, bunları tekrar çalıyoruz, insanlar o sesleri bizim çıkarttığımızı sanıyor, oysa ki hepimiz o anda var oluyoruz.

Yaptığınız müziğin aurası o ana özgü ve orada olup bitiyor, dolayısıyla hiçbir performansınız bir diğeriyle aynı olmuyor?

Radyo örneğindeki gibi, yabancı bir istasyon bulmuşsunuzdur, müzik bulmak istersiniz bir konuşma çıkar, nece konuştuklarını anlamak istersiniz hoop araya müzik girer, ne çıkacağını bilemezsiniz. Her performansın birbirinden farklı olmasını evet, önceden tasarlıyoruz, fakat rastlantısallığı ortadan kaldırmadan, mutlak bir tasarım içine sıkıştırmadan.

Diğer yandan kemikleşmiş bir yapımız yok, renkten renge geçip kabuk değiştirebiliyoruz, bugün bilgisayarlar önünde oturup size 10 dakika vızıltı dinlettiysek, yarın bambaşka bir halde karşınızda olabiliriz.

Ek kadro dışında birlikte sahne aldığınız birileri var mı? ya da yolda olan bir proje var mı?

Kafada proje bitmiyor tabii, önemli olan hayata geçirebilmek. İki Gökhan olarak çalıyoruz, benzer kafada buluşabileceğimiz herkesle de çalmak isteriz. İster peynir tenekesi çalsın, ister sakız jelatini.

Bir cevap yazın