Shakespeare’in kitaplarının kayıp sayfaları Londra’da bir pazar yerinde

on

Hepimiz Shakespeare okumuşuzdur bir şekilde ama Orson Kartt o kitapların sayfalarını bir bir seçip koparıyor, ardından da üzerlerine koyduğu imajlarla bambaşka bir bakış açısı sunuyor, aynısı tabaklar için de geçerli…

İş için Londra’ya gittiğimde bir iki günü kendime ayıramazsam çok mutsuz olacağımı biliyordum, o yüzden üç günlük toplantı ajandam bir anda beş güne çıktı. İyi ki de çıktı!

En akıllıcası daha önce gidenlerle konuşmaktı ki bu listenin başında da Vedat Ozan geliyordu. Bana Londra’da gitmem gereken pazarlardan bahsetti. Ben de turistik bölgelerde oradan oraya dolandıktan sonra soluğu “Old Spitalfields Market”ta aldım.

Girdiğim anda büyük bir hayal kırıklığına uğradım ve kendi kendime “Bu muymuş yani” dedim, taa ki köşeyi dönene kadar. Çünkü bizim pazar anlayışımızla İngilizlerin pazar anlayışının bu kadar uzak olacağını düşünmemiştim, orada her şey nizam-intizam kardeşler halinde!

Birçok sanatçı tezgah açmıştı ve bu durum hem küçük küçük galeri odaları geziyorsunuz izlenimi veriyordu hem de bu eserleri satın alabiliyordunuz. Bu kısımı geçince ise elbise, kazak, el işi ve benzeri şeyler arasında kaybolabiliyordunuz.

Rom-and-ComSanatçıların eserlerini gezerken bir anda yanda gördüğünüz kartpostala denk geldim ve yüzümde müstehzi bir gülümseme belirdi. Shakespeare’in Romeo ve Juliet kitabından bir sayfanın üzerine çizilmiş öpüşen bir çift. Nedense bana Hiroshima Mon Amour filmini anımsattı.

Stantta duran kartpostallar Shakespeare’in kitabından sayfalara çizilmiş resimlerden oluşuyordu. Hepsi de birbirinden güzeldi. Derken bu kartpostalı satın almak için kübiğin içine doğru yol aldım ve şansıma bu eserlerin sahibi de oradaydı. Orson‘la da böyle tanıştık.

İsterseniz önce Orson Kartt‘ın internet sitesini gezin ardından da küçük röportajımızı okuyun.

Futuristika!: Hayatınız boyunca hep bir sanatçı mıydınız yoksa gündelik işinizden sanatçı profilinize bir sıçrama mı oldu? Mesela yayıncılık alanında ya da benzeri bir işte mi çalışıyordunuz?

Orson Kartt: Ben hep bir sanatçıydım… yedi yaşındayken, okulda oyun alanında biri bana çizmeyi öğretti, birlikte oynayan küçük çocuklar olduğumuz için onun adını hiçbir zaman bilmedim… “Büyük Okul”a gidene kadar çizmeyi çok severdim……. 11 yaşımdayken sanat hocası bana yanlış çizdiğimi söyledi. Bu benim çizime olan sevgimi öldürdü…  Yaratıcılık çok kolay yok edilebilir……..  20′li yaşlarımın başına kadar gerçekten yaratıcı bir şey yapmaya cesaret edemedim ……. 25 yaşımdayken sanat okuluna girdim ve o günden beri de bir şeyler yapıyorum…

Jon-resistance

F!: İnternet sayfanıza sanatı nasıl algıladığınıza dair bir açıklama var ve oradaki bir bölüm şöyle diyor: “‘Ah’ diyen sessiz bir gülümseme.” Aslında bu, eserlerinizi gördüğümde benim hissettiğim şeydi. Oluşturmak için harcadığınız zaman kadar da keşfetmek ve araştırmak için harcadığınız göz önünde bulundurulunca süreç nasıl işliyor, bir fikre sahip oluyorsunuz ve doğru materyali mi aramaya başlıyorsunuz yoksa materyali görüyorsunuz ve fikri mi aramaya başlıyorsunuz, mesela insomnia’da olduğu gibi: Pas hiçbir zaman uyumaz.

Fikirlerin nereden geldiği güzel bir soru ve cevaplaması yıllar alacaktır. Kısaca her ne kadar bir sanatçı olsam da bence bu görmekle ilgili. Dünyada etrafımızda olan şeyleri görmek ve onları zihnin gözü ile görmek. Soru sormak; dolayısıyla eser içinde yaşadığımız dünyanın bir gözlemi haline geliyor. Hem etrafımızdaki fiziksel dünya hem de her zaman bir anlam çıkarmaya çalıştığımız içimizdeki dünya. “Rust never sleeps / Pas hiçbir zaman uyumaz” ise materyalin kalitesini sevmekten ortaya çıktı. Renk ve çeliğin paslanıp destekleyici bir materyalin olarak değişim göstermesinin sıcaklığının yığını olarak doku. bu güzellik hayatımızın birçok yönünde genelde gözümüzden kaçıyor. Kısacası fikir bir şeyi sevmek ve o bakış açısını paylaşmayı istemekten geliyor.

F!: Neden kendi ölümünüze geri sayan bir sayacınız var? Bunun sebebi sanatın doğası gereği her şeyin bir son kullanma tarihi olması mı?

Bilim bize yaşamlarımızın doğasının sınırlı olduğunu söyler. Benim şahsi sayacım aile ve şahsi sağlık kayıtları ve yaşam biçimi hikayemiz kullanılarak hesaplandı. Böyle bir veri ile karşılaşmak oldukça şoke edici, biraz korkutucu ama yine de oldukça özgürleştirici. Bu oldukça gerçek, acı/tatlı bir bakış açısı. Gerçeklikle bir yüzleşme.

F!: “Post-ironi Dadaizm ve Sürrealizm’in estetik kökeninde yatar” Eserleriniz post-ironik ve dolayısıyla Dadaist ve Sürrealist olarak tanımlanıyor. Sizin kelimelerinizle çalışmalarınızı nasıl tanımlarsınız?

Sanat gerçeklikle yüzleşmek için bir araç olarak kullanılabilir, ben de bu şekilde çalıştığımı düşünmek istiyorum.

Bir cevap yazın