Bahar rakısı

Yorganın içinde büzüldükçe büzüldü. Kıvırcıktan dalgalıya dönen saçları kaldı bir tek dışarıda, bir de alnının bir kısmı. Bu kadar rakıyı ağzıyla içmişti de, yastığa yorgana da mı ağzıyla bulaştırmıştı. Yatak değil anason deniziydi mübarek.

Nefes almak için yorganı biraz indirdi. ‘Önümüz yaz’ diye geçirdi içinden. Sırtında bir el hissetti. Geçen geceden kalma bir düştü bu el. Sırtını denizin üstüne verdi, gözünü tavana dikti. Az önceki hissiyatının geçen geceden kalma bir düşün tortusu olduğundan emin olmak için sol kolunu denizin ortasına serdi. Bu saatte, bu halde kolunu ancak serebilirdi.

Koca denizde bir başına olduğundan emin oldu. Eh, ne de olsa önümüz yazdı. Arkamız kış, içimiz bahar.

Baharda rakının tadı bir başka oluyordu sanki. Baharda içilen rakının sarmaladığı düş bile bir başka oluyordu. Omzunda bir eli o zaman hissetti. Başını sola çevirdi, boşluğa baktı. Bir el vardı hem sırtında hem omzunda gezen. Bir tat vardı ağzında, sanki yolun ortasında nefes almak için durmuşken ağzından öpmek gibi.

Bunu düşününce içinden bir dalga kıyıya vurdu. Zaten denizin üstündeydi, bir dalganın lafı mı olurdu.

Sırtındaki eli aldı, yanağına götürdü. Omzundaki eli aldı, dudaklarına götürdü. Bahar rakısının düşüydü bu, nereye çekersen oraya gidiyordu. Anasonun kokusu, başını nereye çevirirse orada uçup gidiyordu.

Bir ara gözlerinin kapandığını fark etti. Sırt üstü yüzerken, sırtından aşağı ipekten bir tülün kayması hissi gibi kaydı yorganın içine doğru. Yorganın içine gömüldü, artık saçlarından nefes alıyordu.

Derken irkildi, başını sağa çevirdi. Önce başucundaki lambanın ışığını gördü, sonra da bahar rakısı düşünün gülen yüzünü, anason beyazı dişlerini: ‘Rüyanda konuşuyordun, sana bir bardak su getirdim.’


 

Bu yazı daha önce Büyük Keyif’te şu adreste yayınlandı.

Bir Cevap Yazın