Olmamış olma ihtimalinin olmaması

Kediyi ensesinden o kadar sıkmışım ki, fark ettiğim anda elimi çektim. Kedi önce öksürdü ya da tıksırdı da diyebiliriz, ardından rahat bir nefes aldı. O nefes alırken benim de içimden bir güvercin havalandı. Ama herhangi bir güvercin değil, Ömer Seyfettin’in güvercini havalandı.

İnsanlar bazen bir rüyaya o kadar inanır ki gördüğü rüya mıydı yoksa gerçek miydi ayırt edemez ya benimki de o hesap. Sanki dünyanın kahrı benim sırtımda, bırak işlemeyi, kendi gözümle görmediğim cinayetler bile içimde tortu bırakıyor. Ne televizyon izleyebiliyorum, ne kitap okuyabiliyorum. Bir yerde biri bıçaklansa hemen ellerime bakıyorum, sanırsın soyadım Macbeth.

Her şey o çocuğun gırtlakladığı güvercinle başladı. O nasıl yıllarca onu içinde taşıdıysa ben de yıllarca o güvercini kendim gırtlakladım sandım. Çünkü çok eminim, yani sanırım eminim. Hem ben gırtlaklamadıysam neden bu kadar kötü hissediyorum?

Benim işlemediğim, benden önceki nesillerin -eğer varsa- cinayetlerinin ızdırabını çekecek kadar delirmiş olamam. Bu toplumun bana yapmadığım her şeyin bedelini ödetmesi sebebiyle mi gırtlaklamadığım güvercinlerin derdini taşıyordum içimde? Yoksa sahi gırtlaklamış mıydım o güvercini? Bir de benim gırtlakladığım güvercin beyaz değil, bayağı böyle sokakta gördüğüm grilerdendi. O gri tüylerini sıkmamış mıydım parmaklarımın arasında?

Ensesini kurtarmanın sevinciyle nefesi normale dönünce kedi ok gibi fırladı gitti. Biraz daha sıksaydım kediyi de gırtlaklayacaktım, ki sanırım gırtlaklamış kadar oldum. Kedinin dili dışarda, gözlerinin feri sönmüş hali -görmediğim halde- gözümün önünden gitmiyordu.

Olmamış olayların, işlenmemiş cinayetlerin ve hatta kendi cinayetimin gerçek olma ihtimali altında eziliyordum. Olmadı ama ya olsaydı? Ya o kedinin ensesinden biraz daha sert, biraz daha inatçı çekiştirseydim. Ya şu köşeyi dönünce biri beni bıçaklasaydı. İçimden bir dalga yükseliyordu, kulaklarımdan taşacak gibi oluyordu. Sonra kedi kurtuluyor, güvercin havalanıyor, her şey normale dönüyordu. Olmamış olma ihtimalinin olmaması bir tekerleme gibi dönüp duruyordu zihnimde. Ölmekle öldürmek arasındaki muğlaklık artık delirtmekle delirmek arasındaki belirsizlik gibiydi. İçimizdeki katilin uyanmasına kaç kalmıştı bu neye güldüğünü hala anlamadığımız zembereğinden boşanmış dünyada?

Kış 2018 – Zaman∞Suç – AltZine