Bu bardak

Bunu bir diğerinden ayıran neyse, birini diğerinden ayıran da oydu muhtemelen. Karşısında oturan adama baktı. Aslında tam da karşısında sayılmazdı. Karşısında Metin oturuyordu. Mümtaz biraz daha sağına doğruydu Metin’in. Aylardır Metin’i görmüyordu, hoş gelip beş gitme seansı sona erdiğinde gözü Mümtaz’a takılmıştı. Az konuşuyordu. Güzel dese güzel değil, çirkin dese hiç değil elleri vardı. Bahçeli…

Baharlık elbise ve bahar olamamış bir iklim

Kafasını otobüsün camına çarpınca uyandı. En önde oturuyordu. Ağzı mis gibi anason kokuyordu, sanki bir bardak su içse kaldığı yerden devam edecekti. Midesi öyle bir yanıyordu ki, Aksaray yanında halt ederdi. Kalbi ise kırıktı ya da başka bir şeydi. Sanki birisi gırtlağından aşağı çapari sallamıştı da kalbine denk gelmişti. Çektikçe çekiyordu. Sağ tarafı boştu. Koridorun…

Bir damla rakı var parmağımın ucunda

Bir şairin “Sabahsa, bir uzun boylu haziransa kent” dizesini okuduğunda liseyi bitirmek üzereydi. Başka bir şairin “Zamansız gelme elim kolum dağınıksa sarılamam” dizesini okuduğunda ise okuyabileceği tüm okulları bitirmiş olacaktı. Daha 25 yaşındaydı ve evdeki rakı masalarında kaçak göçek babasının ya da annesinin kadehlerinden aldığı yudumları saymazsa iki elin parmaklarını geçmezdi rakı masasına oturmuşluğu. Ama onu alt…