Seyyar bir sahnede bir yanımda Oğuz bir yanımda Tezer

Mevzu bahis tiyatro olunca seyirciler artık yeni bir arayış içinde. Tiyatrolar ise çoktan kendini yenileme yolunda ciddi adımlar attı. Akla gelen ilk örnekleri de Dot ve Krek. Ama benim gibi biraz ana akımın dışında çıkmayı sevenlerdenseniz, İTÜ’de çok güzel şeyler olduğunu bir yere not edin derim. 2009 yılında Seyyar Sahne’nin bir yerde afişini görmüştüm. Tehlikeli…

Bir reklam fotoğrafçısının eşitlik yaratma çabası

Mark Laita 1960’ta Detroit’te doğmuş bir reklam fotoğrafçısı, müşterleri arasında Amazon Kindle, Apple, Bailey’s, BMW, Canon, Kodak, Mini Cooper ve daha sayamayacağımız bir sürü marka var. Ama Laita’yı diğerler reklam fotoğrafçılarından ayıran yaşadığı mesleki deformasyonu artı değere çevirebilmiş olması. Laita’nın “Created Equal” adlı bir serisi mevcut, konu bir “eş değer yaratmak” olunca fotoğraflar kendi adına…

Torino’nun kara bahtı ve isyankar el bombası

Futbolla ilgilenmiyorum ama insan hikayelerine bayılırım. İnsan hikayelerinin en kötü yanı da bir yanının hep eksik kalmasıdır. Olsun varsın ben yine de dilimin döndüğü kadar şansımı deneyeceğim. Kataloglara bakarken futbolla ilgili bir kitap gördüm, içinde belki çoğunluğun bildiği ama benim bilmediğim detaylar vardı. Bunlardan biri de Gigi Meroni ile ilgili okuduklarımdı. Kendisine çarparak ölümüne yol…

Üç kadın öylece duruyordu…

Yıl 1995, Budapeşte’de kış mevsimi. Bir sinema atölyesi ve gelecek vaadeden bir grup genç. Atölyenin katılımcılarına bir fotoğrafçının iki karesi gösteriliyor. Fotoğraflardan biri genç bir katılımcıya ilham kaynağı oluyor ve hatta ona uluslararası ödüller kazandırıyor. Bu haliyle bir yastık altı hikayesini andırdı değil mi? O zaman başa dönelim. Senaryo yazarı Yvette Biro 1995 kışında Budapeşte’de…

Perdenin bizim gördüğümüz yarısı

Okumuş, mürekkep yalamış adamın aşkı mı daha sahicidir yoksa cahil cühelanın mı? Berkun Oya’nın “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” adlı oyunu size her türlü değişik bir tecrübe yaşatıyor. Öncelikle oyunu kulaklık olmadan izleyemiyorsunuz çünkü olan biten her şey cam panelin arkasındaki bölümde gerçekleşiyor. Bir sonraki nokta ise oyunun dili, oldukça gündelik. Size orospu diyen bir sevgiliniz…

Vancouver’ı yeniden yakmak

Bazen insanlar sesini duyurma konusunda o kadar çaresiz kalır ki kendini yakar, gerçek anlamda. Meclis önünde kendini yakanları ana haber bültenlerinde az izlemedik. Hatta geyik muhabbetlerinde kimse bizi dinlemeyince az “şimdi kendimi saçlarımdan yakıcam, o olacak” demedik. Montrealli bir sanatçı olan Isabelle Hayeur da dikkat çekmek için ateşi kullananlardan. Hayeur mimari, kent mimarisi ve bu…

Saatleri ayarlama gerillaları

Fransa’nın başkenti Paris’in Quarter Latin bölgesindeki meydan; şair, yazar, öğrenci, filozof, aylak, meraklı herkesi çeken bir auraya sahip. (Bahsedilen öyle bir meydan ki 1930′larda bir masada Sartre otururken hemen yan café’de başka bir masada Albert Camus’yü görebilirdiniz.) Bundan yıllar önce özellikle öğrencilerin gözdesi olması ve yeraltı partileri ile de ünlü olan mekan geçen günlerde kültürel…

Büyük Ev Ablukada kurtarmaya gidiyoruz!

Oymalı şarkı sözlerine illahlah dediyseniz ve daha da önemlisi yabancıysanız buraya bu kusmuğa Büyük Ev Ablukada tam size göre. Bermuda Şeytan Üçgenleri ve Türk asansörlerden bahsediyorlar, takmadığı belli olunca takılıyorlar ve hatta olanla olunmayacağını gayet iyi biliyorlar. Son bir yıldır sessiz sakin kendi hayran kitlesini oluşturdu bu grup. Mp3’leri hiç ortada dolaşmadı. Ya Last Fm’den…

Düşüvermek, Atlamayı yenerse…

Bizim kuşağı yakan dezenformasyon oldu. İleride birgün bizim kuşaktan sağlam bir göstergebilimci ya da benzeri bir şey çıkarsa kitabının ilk cümlesi bu olsun derim. Bunu söylememin sebebi de en çok bilinenin ortada olan olması, asıl literatüre geçenin ise sadece meraklılarının ilgisine mazhar olması. Konumuz “Düşmek” ama önce biraz gökyüzünün mavisinden çalalım. Yaklaşık iki yıl önce…

Bitmeyen “son bir kez”lerimiz

Oyunun tanıtım metni şöyle başlıyordu: “Genç insanlar, beş melek, son bir kez… yine… hep… bir kez daha, bizimle, bize en yakın, farklı dünyalarını paylaşıyorlar… son bir kez… temsil ediyorla… temsil ediy… temsil e…” Oyunun kendisi ise Aslı Erdoğan’ın Taş Bina ve Diğerleri kitabından bir metinle başlıyor. Aslında bütün oyun Aslı Erdoğan, Bejan Matur, Ece Temelkuran…